surtusmesizortam'a devam etmek için tıklayınız.
Sürtüşmesiz Ortam

youtube kapatmaca

Youtube'a Türkiye'de sube acip lisans almasi icin verilen süre dolmus. Zaten dolmustu da youtube takmayinca tekrar uzatmislardi. O da 23 Temmuz'da dolmus oldu. Bu ne demek? Yani youtube acilmamak üzere kapatilabilir. Son bir senede olanlari hatirlayalim. Ülkemizi bölmeye calisan dis mihraklar Atatürk'e "gay" may diyerek hakaretler etmis, sonra bunu gören jurnalci kahraman Türk vatandaslari karakolu! ya da savciligi arayarak durumu ihbat etmisler, acilan dava sonucunda da youtube kapatilmisti. Ortada kapanan bi sey yok tabii. Sadece youtube sitesine Türkiye'den erisim engellenmisti. Türkiye'de yasayanlarin gözlerini kapatan anne refleksiyle kaka seyleri görmesine mani olunmustu bi yerde. Ama videoyu koyana hicbir yaptirim yapilamadigi gibi, biz bak(a)mazken yeni yeni videolar koymasina da mani olunamadi. 



Niye böyle oluyosuna gelirsek, belli basli yasalar var. Bunlar Atatürk'e, Türklüge, devlete millete hakareti cezalandirmak istiyor. Fakat internetten yapildiginda bu yasalar yetersiz kaliyor. Cünkü videolari koyanlarin kim oldugunu youtube söylemiyor. Bunlara bir müeyyide uygulayamayan yasalar da olayi kökten cözmeye calisiyor. Fakat bu da mümkün olmuyor cünkü interenetin evrensellegi yasanin uzun kollarini da asiyor. Youtube da hakli olarak Türkiye'de subelesmek istemiyor, cünkü her ülkenin yasalarina göre sitesini düzenleme sansi yok. Türkiye ise bunu anlamak istemiyor ve tüm dünyaya hitap eden bir siteye kendi lokal yasalarini dayatmaya calisiyor. Bu da olaya bi dügüm daha atiyor.

Cözümün aslinda bu komplike girisimlerden daha basit olmasi ise biraz Türk absürdlügü iceriyor adeta. En kötü ihtimal Cin'de oldugu gibi bir internet polisi teskil edip videolari denetletebilir, sakincali bulduklarini youtube'a bildirebilirsin. Bu durumda youtube videolari zaten kaldiriyor. Ama aslinda buna bile gerek yok. O cok ülkesine fayda sagladigini sanan isgüzar internet kullanicilari bu videolari savciliga sikayet etmek yerine, futbol videolarinin altina küfür yazmaya ayirdiklari zamani bu videolari sakincali diye youtube'a sikayet etmek icin kullansalar sorun kalmiycak. Böylece hicbi sey kapanmak, kimse de bi seylerden mahrum kalmaz zorunda olmiycak. Ama bu kadar kontrol meraklisi millete bu yasakci zihniyet müstehakmis dogrusu.

Einstein ölmemis

Bi aralar "Ahmet Kaya ölmemis aga, Samsun'da görmüsler" diye dedikodular dönerdi. Ben de Einstein'in ölmedigi iddiasini atiyorum ortaya. Bakin:

              

Einstein ölmemis oglum, Migros'tan cikarken görmüsler!

2 girls 1 cup (18+)




Birazdan vericegim linkin icerigi pornografik olmamakla beraber mide kaldiraci olabilir. Sonra arkamdan yedi sülaleme sövecek olanlar izlemesin. Aha link:

two girls one cup

Videoyu izledikten sonra ic rahatlatici bilgi: Bu iki hanim kizimizin yalayip yuttuklari aslinda bok degil kek harci. Bu harc esmer kizimizin götüne pompalanmadan önce bu hanim kizin bosaltim yollari lavman ile temizleniyor. Cekimin baslamasiyla beraber kekler bu hanimin götünden yatagaindan cikmis bir dere gibi cosarak bardaga bosaliyor. Sonra da afiyetle sofraya oturuluyor.
Ha simdi bunu söyledin de senin bardagina koysalar yer misin diye sorabilirsiniz? Yemem.
Ama ben de size sunu sorarim. Yüz milyar verseler temiz götten cikan kek harci yer misiniz?

sand(ö)vic


Bugün ögrencinin ve calisan ev kadinin kurtaricisi olan sandvicin aslinda bir kumarbazin icadi oldugunu biliyor muydunuz? (Iyice gereksiz bilgiler kösesi agzi oldu). Efenim, Earl of Sandwich, nam-i diger John Montagu 1729-1792 arasinda yasamis bir Ingiliz diplomatiymis. Kendisi kumara pek düskün oldugundan masadan hic kalkmamak icin böyle bir ögüne ihtiyac duymus. Masa basinda ekmegin arasina salamdi, kasardi, domatdi doldurur kimseye de bi tarafiniz sismesin diyip ikram etmeden mideye indirirmis. Sonra Londra'da pek tutan bu ekmek arasina onun adini vermisler. Torunlari soyadlarindan dolayi okulda bayagi bi tasak malzemesi olmustur ama o kadar olucak artik.

user friendly kavun meyvesi

Kavun ne güzel bi meyvedir be haci. Kokusu olsun, tadi olsun, rengi olsun. Raki masasinda adamin yaveridir. Yaz günlerinin gözde ögünü peynir-ekmek-kavun triosunun son parcasidir. Bi de asil sevdigim yönü kullanici dostu olmasi. 



Su meyveye bak. Bi kesiyosun tüm cekirdegi icinde. Dök cekirdegini ondan sonra yutayim mi tüküreyim mi diye ugrasma bi daha cekirdekleriyle. Karpuz gibi sinsi degil o yönden. Bi de bunlarin kulpu da varmis ne büyük imkan. Aldin manavdan sallaya sallaya götür eve. Karpuz gibi agir da degil. Muhteviyatinda da bi miktar alkol varmis. Icki bulamadigi yerde kavuna abanabilir insan. Yeterince tüketirsen kafayi bulabilirsin belki. Bi de kavun (daha dogrusu kelek) tursusu oluyor ama onla bi tecrübem yok. Karpuzun tursusu olmaz mesela. (Karpuza da cok yüklendim. O da candir oysa ki).

1mece

Malzeme: 1, 3, 4, 6 ve +, -, *, /

Bilgi: Her sayiyi tam bir kez (ne eksik ne fazla) kullanarak 24 sayisina ulasmak gerekiyor. Bu sirada dört islemi istedigin kadar kullanabilirsin. Yani toplamayi iki kere kullanabilir ama carpmaya hic gerek duymayabilirsin.

Cevap: 24

Cözümü ben de bilmiyorum. Bulunca yazarim. Ya da yazmam lan, sonra bulamadigim ortaya cikar.

robotlar dünyayi ele gecirende

Klasik bir bilim kurgu senaryosu. Bu bilim kurgu sektöründe bi kabizlik var zaten. Meyve sinegi gibi ayni konularin etrafinda dönüp duruyolar. Klasik 3 baslik:

-Dünyayi istila eden uzaylilar
-Uzaydan dünyanin sonunu getirecek bir tehlikenin yaklasmasi ve kahraman Amerika'nin bunu bertaraf etmesi
-Teknolojinin o kadar ilerlemesi ki robotlarin bir gün kontrolü ele gecirmesi

Bunun disinda arada nadide isler cikiyor ama paraya sikisan eski senaryolardan birini alip, efektleri, makyajlari abartip tekrar cekiyor. Bu arada hicbirinde de özgün bir uzay-uzayli yorumu yok. Hic uzayli görmedik ama o kadar ayni sekilde islendi ki simdiden neye benzediklerini biliyoruz. Biri de ciksin uzaylilari bizden geri kalmis olarak tasvir etsin. Magara caginda kalmis adamlar mesela. Ya da fistik gibi olsun uzaylilar, niye hep bi insan hayvan arasi imaj var. Asin kendinizi biraz yahu. Star Wars'la Kubrick kaynaklarina yaslanmadan bi is yapin.

Neyse benim konum ücüncü baslikta söz ettigim "bir gün robotlar dünyayi ele geciri mi" geyigi. Özellikle Japonlar robot isini iyice abartmislar. Mac yapan, ev islerine bakan, ev hayvani islevi gören robotlar var simdiden. Bugün kullandigimiz bircok elektronik esya, otomobil, ivir zivir da robotlarin elinden cikiyor zaten. Bi kere bi bira fabrikasina gitmistim, mekanda sadece bir iki tane makinelere bakan adam vardi. Siseler bantlardan kayiyor, musluklardan siselere bira akiyor, bant yürüyor, siselere kapaklar takiliyor, bant yürüyor, son noktada siseler bi yerde toplaniyor. Sorun cikmadigi sürece hic insan eli degmeden yürüyor isler. Lakin yine de öyle "I, Robot, you human being, seni bana vermezler" diye ortalarda gezicek robotlara ihtimal vermiyorum ben. Ne kadar, önceden sartli durumlar programlansa da, benzer durumlara hazir aksiyonlarla cevap verilse de kendi kendine karar vericek, yeni sorunlara cözüm üreticek robotlar öngörebilecegimiz bir zamanda olamaz. Sonucta insan beynini ne kadar simule etsen de insanin kararlari sadece tecrübeleri ve ögrendikleri belirlermiyor. Icgüdü faktörü de var.
Hele bi de bunlarin toplanip, organize olup grev, lokavt hakki istemesi, zurna esliginde grev halayi cekmesi olacak is degil. Ama olaya tersinden bakinca baska bi tehlike var. Insanlar robotlasabilir mi?!! (bi soru isareti iki ünlem, yogun etki)


1984'ün yazari George Orwel'in kehanetleri kismen tuttu. Tarihin silinmesi, insanlarin hafizalariyla oynanmasi gerceklesmediyse de her yerde kameralarla insanlari kontrol etme (BigBrotherWatchingYou=BBG), giyimlerini yemeklerini düzenleme, hayatlarini kisitlama ve her yerde her yaptigini adim adim izleme kisimlarinda hakli cikti adam. Telefonlar dinlenebiliyor, internet kayitlarina rahatca ulasiliyor, otobüslerde, kamu alanlarindaki kameralarla her yerde izleniyor, herhangi bi yerdeki bir kaydinizdan kolayca izinize ulasilabiliyor. Medyayi da manipule edebilen yönetimler hafizamizla da oynayabiliyolar aslinda bi yerde. Tipki Okyanusya yönetiminin 30 gramlik cikolata tayinini 25'e düsürüsünü "20 gramlik cikolata tayini 25'e cikti müjde" diye sunmasi gibi, bizimkiler de yillarca maaslardan kesilen vergileri (15 yil gecikmeyle) geri öderken sanki hibe ediyormus gibi müjdeleyebiliyolar.
Zaten yasam sartlari da insanlari robot hayati sürmeye itiyor. Sürekli artan mesai süreleri, geciktirilen emeklilikler, ise göre endekslenmis yatma-kalkma saatleri derken herkes bir kaliba girmek zorunda kaliyor. Okulda iyi bir üniversiteye girmeye cabala, sonra iyi bir is pesine düs, evlen, coluk cocuk yap, her sene ayni zamanlarda ayni yerlerde tatil yap, araba-ev gibi bi bir esya alip mutlu ol... Herkesin hayati asagi yukari bu sekilde akiyor. Üstelik bu tanimladigim iyi bir hayat, mutlu olman lazim yani. Mutlu ol bakiyim, mutlu ol


Yani robotlarin dünyayi ele gecirmesi cok da uzak bi ihtimal degil bu acidan. Sitelerdeki izole hayat, is yogunlugu, internetin getirdigi asosyallikle insanlar gitgite birbirinden uzaklasiyor. Yasadiginiz arkadasliklar, asklar, sohbetler sanallasiyor. Robot olup cikicaz sonunda. Ben Robocop!